10 Haziran 2017

Kabaklı muffin ya da fırında kabak mücver

Ah kabaklı muffin! Beni bugün ne kadar şaşırttın. Geçenlerde yaptığım kabaklı muffin'i instagram'da paylaşınca tarif soran çok oldu. Ben de blogda herhalde daha önce yazmıştım diye düşünüp aradım ve ne gördüm! Ben bu tarifi tam bundan 10 yıl önce yazmışım! Tam 10 yıl! Tarih 9 Haziran 2007'miş. Ben hiç çalışmamış 25 yaşında bir insanmışım. Gerçekten okuyunca gözlerime inanamadım. Her gün 1 paket damak yediğimi yazmışım. Bunu da 10 yıldır istikrarla devam ettirdiğime şaşırdım. Hayatımdaki en istikrarlı şeylerden birinin bu olması ne kadar hoş :)

Ekran görüntüsünü aldım.



Neyse, gelelim tarife. Bu tarif zaten daha önce yazdığım gibi benim tarifim değil. 10 sene önce internette blogların sayısı iki elin parmaklarını geçmezden, çektiği şahane fotoğraflarla, yayınladığı tariflerle beni sürekli mutfağa sokan Evcini isimli bir yemek blogu vardı. O zamanlar Cafe Fernando ile birlikte bu iki yemek blogu standartların çok çok üzerindeydi. Mutfağa olan ilgimde bu iki blogun ciddi payı vardır. İtalya'da öğrenciyken evcini'nden gördüğüm tarifleri deneyerek yemek yapmaya başladım diyebilirim. Evcini çok uzun süredir ortalarda yok. Keşke olsa da tekrar tariflerini deneme şansım olsa.. Ben bu tarifi 10 seneden uzun süredir sık sık yapıyorum. Daha önce bloga yazdığım tarifte ve evcini'nin tarifine göre zaman içinde biraz değişiklikler yaptım. Mesela Sarp'ın doğumuyla hayatıma tam buğday unu girdi, unlu tariflerin tamamında unun yerini aldı ve tuzu hayatımızdan çıkarttık.

Şu an kullandığım en güncel tarifi yazıyorum. Evcini nerelerde ne yapıyorsa kendisine selamlar ve teşekkürler. 10 senedir severek sık sık yaptığım bu muffin'leri şimdi de Sarp bayılarak yiyor. Blw yöntemiyle beslenen bebekler için harika bir seçenek. Kabak yedirmek için de şahane bir fırsat. Bizde yapılır yapılmaz bitiyor. Lezzetli kabaklar piyasaya çıktı, şu an yapmanın tam zamanı.

Tarif öncesi küçük not: Sarp'a tuz vermiyorum. O yüzden tarifte tuz yok, siz ekleyebilirsiniz ama tarifteki peynir miktarı oldukça fazla olduğu için çok da ihtiyaç yok.



Kabaklı muffin

1/2 kilo rendelenmiş kabak
2 yumurta
1 su bardağı elenmiş tam buğday unu
3 dal ince doğranmış taze soğan
1/4 su bardağı zeytinyağı
150 gr ufalanmış beyaz peynir
1 avuç dereotu
Karabiber

Tüm malzemeleri derin bir kapta çatalla karıştırın. Silikon ya da kağıt muffin kalıplarına ya da 12'li fırın muffin kabına bu karışımı bölüştürün. Hamur pek fazla kabarmıyor, o yüzden kapları doldurabilirsiniz. Eğer direk fırın kabına koyacaksanız çıkartması kolay olsun diye kapları bir fırça yardımıyla biraz yağlayın ve un serpiştirin, işinizi kolaylaştırın.

Önceden ısıtılmış 180 derece fırında (ben turbo ayarını kullanıyorum) yarım saat kadar pişirin. Bu süre bitince muffinlerden birine kürdan batırın, henüz ıslaksa bir 5-10 dakika daha pişirebilirsiniz. Muffinlerin üzerinin hafifçe kızarması yeterli olacaktır. Bizde pişme süreci yakından takip ediliyor.


Fırından çıktıktan sonra bir süre tel üzerinde ılınmasını bekleyin, bu arada muffin kendini toparlayacak, kabından ayrılması çok daha kolay olacak. Muffin hazır! Sıcak ya da soğuk her türlü çok lezzetli oluyor, istediğiniz şekilde hapur hupur yiyin yedirin :)




8 Haziran 2017

Sarp'ın ilk doğumgünü

1. yaş doğum günü kutlaması nedir? Çocuk hiçbir şey anlamıyor ki, ne gerek var o kadar tantanaya? Evde bir pasta keseriz, fotoğraf çekeriz, olur biter. Çocuklar zaten sıkılmıyor mu o kadar saat aynı yerde? Bunların hepsi benim cümlelerim. Ben böyle derken olaylar gelişti, Sarp'ın doğum gününü 3 kez kutladık. 1 yaş doğum günüydü, 40 gün 40 gece süren Hint düğünlerine benzedi. Yapmam dediğim bazı şeyleri hiç utanmadan yaptığımı daha önce malesef gördük, ben de artık alıştım galiba :) Doğum günlerinin birini evde kendi kendimize, birini arkadaşlarımızla, sonuncusunu da ailece kutladık.



Sarp'ın doğum günü tam referandum haftasonuna denk geldi. Öyle olunca tamamı şehir dışında yaşayan ailelerimiz için gelmek mümkün olmayacaktı. Aileli kutlamayı bir sonraki haftaya alıp, Sarp'ın asıl doğum gününde evde kendi aramızda ev yapımı pastalarımızı kesip kutladık, şekersiz bu pastaların tarifi önceki postlarda var. Daha sonra da arkadaşlarımızla Kandilli Suna'nın Yeri'nde denize karşı rakı balık yaptık. Sarp masasında yemek yedi, viledasıyla, kitaplarıyla oynadı. Sarp sıkılınca onu eve bırakıp, rakı balığa devam ettik :)



Öncesinde evde aile arasında yapalım dedik, sonra nüfus arttı, benim o kadar kişiyi eve sığdırmam imkansızdı, biz de aileleri evin yakınında çok sevdiğimiz Madame Tapas'a çağırdık. Burası aslında tapasçı, şahane şeyler yenebilen, ufacık, çok sıcak bir mekan. Sarp'ın doğum günü için çok ideal oldu. Hem ev ortamı gibiydi, hem ikramlardan çok memnun kaldık, hem de ben hiç yorulmadım! Evde olsa herhalde akşama haşat olurdum. İlke Hanım işini çok severek yapan biri. Menüyü birlikte oluşturduk. Harika seçenekler sundu, içinden seçmek zor oldu. İkramlardan çok memnun kaldık. Ben kutlamayı evde yapacağımızı düşündüğüm için süsleme için bir şeyler hazırlamıştım, onları da Madame Tapas'a götürüp orayı süsledik. Pastayı Sihirli Tepsi yaptı. Boyayla üzerinde parmak izi bırakılacak bir uçan balon resmi bastırdım, herkes parmak boyalarıyla parmak izini bıraktı, yanına ismini yazdı. Bu tablo şimdi Sarp'ın odasında asılı. Bence güzel bir hatıra oldu. Gelenlere saklamaları için bir kart hazırladım ve herkese birer magnet ve Milli Piyango bileti hediye ettik. Çekiliş sonrası kimseden ses çıkmadı, galiba kimseye bir şey çıkmadı :) Bir de büyüyünce okuyabilsin diye bugüne özel bir hatıra defteri aldım, herkes Sarp'a notunu yazdı. İkea'dan sepet alıp üzerine uçan jumbo boy balon bağlayınca da Sarp'ın kendi uçan balonu olmuş oldu. Fotoğraflarımızı doğum fotoğraflarımız için tanıştığımız Gaye Yön çekti. Gayecim işin içinde olunca zaten sonucu merak etmeye gerek yok. Fotoğrafları çok beğendim, bir kısmı da burada dursun istedim. Sarp'ın 1. doğum günü işte böyle bir şeydi.























1 Mayıs 2017

Şekersiz sütsüz 1. yaş doğum günü pastası (Hem de 2 ayrı pasta!)

Sarp'ın 1. yaşı için kendisinin de yiyebileceği bir pastası olsun istedim. Meğer bu çok da kolay bir şey değilmiş. Bebeklere 1 yaşa kadar süt, şeker ve yumurta beyazı verilmiyor. Haliyle kek ve pastaların en temel malzemeleri elinizden alınmış oluyor. 1 senedir bunlara dikkat edeceğiz diye uğraşıyoruz, çocuk 1 yaşına girdiği gün bunları önüne verip, alerjisi vs varsa bunu doğum gününde öğrenmek istemedim. Şeker konusunda ise 1 yaş değil, gidebildiğim kadar gideceğim.

Pastaya dönelim: Birkaç gün internette şekersiz, sütsüz ve mümkünse yumurta beyazı içermeyen bir tarif arayıp, aklıma yatan bir şey bulamayınca kendim bir tarif uydurmak durumunda kaldım. Hayatımda daha önce hiç pasta yapmadığım için bu ilk tecrübemin sonuçlarından bir hayli şüpheliydim ama ortaya çıkan pasta gayet güzel oldu. Sarp ilk pastasını bayılarak yedi, benim de içim rahat etti.

Garantili olsun diye 2 ayrı tarif denemiştim. İkisi de lezzetli olunca Sarp da bol bol zarasız pasta yemiş oldu. Öncelikle şunu söyleyeyim: bu pastalar elbette lezzet olarak normalde yediğimiz pastalara pek benzemiyor ama şaşırtıcı şekilde ikisini de çok beğendik, yapıldıkları gün tamamını yedik. Sarp ise hayatında hiç böyle bir şeyler yemediği için çok mutluydu, pastaların ikisini de coşkuyla karşıladı.

Pasta No 1:
Naked cake'lere, yani etrafında şeker hamuru ya da herhangi bir kaplaması olmayan, pandispanyanın ve pasta katmanlarının dışarıdan göründüğü, üzeri genelde renkli meyveler ya da çiçeklerle süslü pastalara bayılıyorum. Bu pasta da eldeki malzemeler nedeniyle kendi kendine bir naked cake oldu :)
Pastanın kek kısmı aslında kurabiye hamuru. Katmanlar arasında kullanılan renkli krema da gün kurusu ve kuru kayısı püresi.

Malzemeler:
Pastası için:
2 su bardağı tam buğday unu
2 yumurta sarısı
100 gr tereyağı
1 küçük çay bardağı yoğurt
Çay kaşığının ucuyla karbonat

Kreması için:
15 adet gün kurusu
15 adet kuru kayısı

Üst süsleme için:
50 gr kadar labne (Ada marka organik labne kullandım)
25 gr kadar yoğurt
Siz ihtiyacınıza göre bu miktarı değiştirebilirsiniz, labne yoğurdun 2 katı olacak şekilde karıştırabilirsiniz.
En son üzerei için istediğiniz meyveler ve taze nane

Yapımı:
-Un ve tereyağını bir kaba alıp karıştırın ve yoğurun. (Ufalanan bir hamur elde edeceksiniz)
-Ayrı bir kasede karbonatı yoğurda yedirin.
-Yumurta sarısı ve karbonat eklenmiş yoğurdu hamura ekleyin, yoğurun.
-Hamuru streç filme sarıp yarım saat kadar buzdolabında bekletin.
-Dolaptan çıkardıktan sonra yapmak istediğiniz pastanın görüntüsüne göre bu hamuru merdaneyle açıp, kurabiye yapar gibi, bir kalıp yardımıyla parçalar çıkarın.

(Ben 2 katlı bir pasta yapmak istedim. Daha büyük olacak alt kısmı için 4 büyük , üst taraftaki daha küçük kısım için de yine 4 küçük daire elde edecek şekilde hamurdan parçalar ayırdım, merdane ile açtım ve istediğim büyüklükte, yaklaşık 1 cm kalınlığında daireler kestim. Kurabiye kalıbınız yoksa dert etmeyin. Küçük tencerelerin kapakları, bardakların ağız kısmı işinizi halletmenize yeter. )

-Hamurdan elde ettiğiniz daireleri pişirme kağıdına alın ve önceden ısıtılmş fırında 180 derecede 20 dakika kadar, hamur renk değiştirene kadar pişirin. Çok pişmememesine dikkat edin, pasta keki olarak kullanılabilmesi için biraz yumuşak kalması gerekiyor.
-Fırından çıktıktan sonra soğumaya bırakın.

-Bu sırada iki ayrı küçük tencereye gün kurusu ve kuru kayısıyı üzerlerini geçecek kadar su ekleyerek kaynatın. Yumuşayınca tel süzgeç yardımıyla ikisini ayrı ayrı ezerseniz marmelat kıvamında, pasta katmanları arasında krema niyetine kullanabileceğiniz bir dolgu malzemesi elde etmiş olacaksınız.

-Yine ayrı bir kapta labne ve yoğurdu karıştırın. Bu da üst süsleme olacak.

-Kurabiyeler hazır olduğunda büyük daireleri üst üste, bir katta gün kurusu ezmesi, diğer katta kayısı dolgusu olacak şekilde yerleştirin. Kayısıların nemi kurabiyeleri yumuşatacak ve yarım saat sonra kurabiyeler pasta gibi bıçakla dilimlenecek hale gelecek.

-Dilediğiniz kısımlara labne yoğurt karışımını yayıp, üzerini meyvelerle süslerseniz pastanız hazır!


Pasta No 2:
Bu pasta çok daha basit. Diğerine göre boyut olarak da çok daha küçük ama elbette siz malzemeleri arttırarak istediğiniz kadar büyük bir pasta elde edebilirsiniz. Bu tarifle lezzetli bir kek elde ediyorsunuz, istediğiniz gibi süslemek size kalmış. Bu tarifi 2 kez denedim, ikisinde de ertesi günü göremedi :)


Malzemeler:
2 havuç
2 elma
1 tatlı kaşığı tarçın
çay kaşığının ucuyla karbonat
Bir avuç ceviz
1 yumurta sarısı
1 tatlı kaşığı tereyağı
1/2 su bardağı kadar tam buğday unu (bu miktar havuç ve elmanızdan dolayı hamurun ne kadar sıvı olacağına göre değişebilir. Duruma göre daha fazla un koymanız gerekebilir.)
Süsleme ve dolgu kreması için: 25 gr yoğurt, 50 gr labne, meyveler


Yapımı:
Havuç ve elmaları rendeleyip, suyunu sıkın.
Tavada tereyağını eritin ve havuç, elma ve tarçını karıştırıp yumuşayıncaya kadar birkaç dakika pişirin.
Yumuşayınca bir kaba alın ve soğumasını bekleyin.
Soğuduktan sonra iyice dövülmüş ceviz, yumurta sarısı, karbonat ve unu ekleyin, karıştırın.
Elde ettiğiniz hamuru kek kalıbına boşatın. (Ben 2 ayrı kalp şekilli minik -10 cm çapında- kek kalıbına bölüştürdüm, siz dilediğiniz gibi pişirebilirsiniz. Ama malzeme fazla değil, o yüzden incecik bir kek olmaması için çok büyük bir kap kullanmamalısınız.)
Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 20-25 dakika kadar pişirin.
Çıkarıp soğumaya bırakın.
Soğuduktan sonra misina, ip ya da bıçak yardımıyla keki enlemesine 2şer cm'lik katmanlara ayırın. Katmanların arasına yoğurt ve labne karışımından sürün, katmanları üst üste toplayın.
En üste meyveleri serpiştirdiniz mi bu pasta da tamam!

İlk denemem de şöyle bir şeydi, süsleme önerisi olabilir:


İşte böyle.
Birinci yaş elbette kutlamaya değer ama daha çok minikler, şeker vermeye değmez bence. Çocuklar zaten bu yaşta ne olup bittiğini hiç anlamıyor, genelde bu kutlamalar aileler ilk yaşı önemsediği için ve sonradan hatıra kalsın diye yapılıyor. Durum böyleyken çocuğa şeker yedirmeye gerçekten gerek var mı? Sonuç olarak lezzetli ve zararsız pasta olabiliyormuş. Ben doğum günü ya da diğer kutlama zamanları haricinde de bu tarifleri kullanarak pastalar yapacağım. Ben tarif ararken zorlandım, umarım bu tarifler benimle aynı durumda olanların işine yarar!

28 Nisan 2017

Evde ilikli kemik suyu yapımı

Yine 1 yıl önce olsa hayatta aklıma gelmeyecek, insanların böyle bir şeyler yaptığından dahi haberim olmayan bir tarifle karşınızdayım :)

Çocukken bol bol ilik yediğimi, o iliklerin içindekileri hüp diye çekmenin bir oyun olduğunu, annemin kardeşimle bana "çok faydalı, mutlaka ilikleri bitirin" dediğini hatırlıyorum. Daha sonra da ilik ya da kemiklerle ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum. Hayatımdan tamamen çıkmışlar :)

Yine Sarp'la beraber hayatıma giren bir diğer konu da ilikli kemik suyu oldu. Faydalarını okuyunca neden senelerdir bu kadar mucizevi bir şeyden uzak yaşıyoruz dedim ve bir cesaret işe giriştim. Söylenene göre kemik suyu cilde iyi geliyor, hastalıkları iyileştiriyor, protein bombası, hafızayı güçlendiriyor. Beyin ve organ gelişimine katkıları nedeniyle de bebeklere çok tavsiye ediliyor. (Bazı yerlerde aslında lezzet katmaktan başka fazla bir faydasının kanıtlanmadığını da okudum ama aksi görüşler çoğunlukta.)

Tamam çok faydalı ama nasıl yapacağız? Bu konuda ilk söylemem gereken şey: benim tarifime göre kemikler 10-12 saat boyunca bir tencerenin içinde kaynıyor .Yani ocakta 10 saat duran bir tencere beni tedirgin eder, o kadar süre evde duramam gibi şeyler söylerseniz bu işe kalkışmamalısınız. Bir de bu suyu hemen kullanmayıp buzluğa kaldıracaksanız süzüldükten sonra ılınmasını beklemeniz gerekiyor; bu da üzerine birkaç saat daha koymanız demek. Ne kadar uzun süre kaynarsa faydası o kadar açığa çıkıyormuş ve 24 saate kadar kaynatanlar var. 10 saat ılımlı bir yaklaşım :) Tarif vermek için yazmaya başlamıştım ama yapmak isteyeni vazgeçirmeye çalışıyorum gibi oldu! Yapması hiç zor değil ve faydaları göz önüne alındığında kesinlikle harcanan zamana değer ama yine de uzun süren bir işlem olacağı için uyarılarımı baştan yapmak istedim.

Malzemeler:
1 kilo kadar ilikli kuzu kemiği (Bunu kasaptan ya da büyük süpermarketlerden alabilirsiniz. İlikli kemikleri ve eklemleri tercih ettiğinizi, kemik suyu yapacağınızı söylerseniz yardımcı oluyorlar. Dileyenler kuzu ve dana kemiklerini karışık olarak da alabilir. Ben Sarp'a daha çok kuzu eti vermeye çalışıyorum. Eğer emin olduğunuz bir yer değilse danalar genelde GDO'lu besleniyor, kuzu her zaman daha garantili.)
1 küçük su bardağı kadar sirke
2-3 dilimlenmiş havuç
1 soğan
Birkaç dal kereviz yaprağı

Çok estetik bir görüntü olmadığının farkındayım ama fikir vermesi için, yaparken şöyle görünüyor:


Yapımı:
-Kemikleri iyice yıkadıktan sonra geniş bir kaba alın, üzerini geçecek kadar su ve yarım su bardağı sirkeyi ekleyin, buzdolabında ya da hava serinse 3 saat kadar dışarıda bekletin. Bu şekilde kan süzülecek, kemikler iyice temizlenecek.
-Sonra kemikleri süzüp yıkayıp, tencereye alın, üzerine sebzeleri, üzerini geçecek kadar temiz soğuk suyu ve kalan yarım bardak sirkeyi ekleyin, en küçük ocağın üzerine alın ve tencerenin altını açın. (Sirke kemiklerdeki faydanın suya geçmesi için önemli)
-Su kaynamaya başladığında altını kısın. Buradaki en önemli detay suyun bu noktadan sonra asla fokur fokur kaynamaması. Sadece kenarlarından baloncuklar çıkacak şekilde 10-12 saat kaynamaya bırakın.
-Bu sürenin sonunda ocağın altını kapatın ve tencerenin içindekileri soğumaya bırakın. Ilıyınca içindekiler artık süzülebilir.
-Ayırdığınız kemiklerin içinde ilik kalıp kalmadığını kontrol edin, kalanları ince bir şiş ya da çubuk yardımıyla süzdüğünüz suya ekleyin, karıştırın.
Kemik suları buzluğa kaldırılmaya hazır. Hemen kullanacaksanız buzdolabına da alabilirsiniz. Buzdolabında 3 gün kadar, buzluka da 3 ay saklayabilirsiniz.



Ben tavuk suyunda olduğu gibi kemik sularını da anne sütü saklama poşetlerinde saklıyorum. Bu şekilde hem porsiyonu oldukça uygun oluyor, hem de üzerine rahatça hangi tarihte yaptığımı yazabiliyorum. Bu poşetler anne sütü saklamak üzere yapıldığı için steril olmaları konusunda da içim rahat oluyor.
Çorbalara, yemeklere, pilava, aklınıza gelen her şeye su yerine bu kemik sularını kullanabilirsiniz. Biz mutlaka haftada 1 kez çorbaları kemik suyuyla yapıyoruz.

İlk suda bekletmeyle birlikte 15 saati bulan bir işlem. Evet farkındayım, oldukça uzun bir süre ama aslında mutfakta aktif olarak geçirilen süre çok da uzun olmadığı için yapılmayacak bir şey değil.

Ya işte böyle,  bir süre önce benim için evde kemik suyu yapmak uzaya gitmek gibi bir şeydi ama yabancıların çok da şahane tabiri gibi "it's not rocket science". Şimdi bunları yapıyorsam bakalım hayat bana yakın gelecekte neler yaptıracak? Boş tuvalet kağıdı rulolarından oyuncak, patates baskı? Bunlara ne kadar kaldı? :)

25 Nisan 2017

Evde organik tavuk suyu yapımı

Çocuktan sonra hayatımda değişen şeylerden biri de tavuk oldu! Ben seneler önce tavuk yemeyi bırakmıştım. Hatta sanırım 10 yıl kadardır tavuk yemeye yemeye tadını bile unutmuşum. Hem Sarp'ın yediklerini çeşitlendirebilmek, hem de çorbalarında su yerine daha besleyici olan tavuk suyunu kullanabilmek için evde tavuk suyu hazırlamaya başladım. İyi ki tavuklar tekrar hayatıma girdi, gerçek tavuğun ne kadar lezzetli olduğunu tekrar hatırladım. En güzel tarafı da hiç de düşünüldüğü gibi uğraştırıcı olmaması.

Tarif annemin tarifi. Buradaki önemli nokta elbette iyi tavuk kullanmak. Ben tavukları her hafta Cumartesi sabahları gittiğim Feriköy organik pazarından alıyorum, sonuçtan memnunum. Oraya gitmişken organik sebzeleri de toplayınca, organik tavuk suyu için her şey hazır!



Malzemeler:
1 bütün organik tavuk (1,5 kilodan biraz daha büyük olanlardan alıyorum)
Birkaç kereviz sapı ve yaprakları
2 havuç
1 bütün soğan
karabiber



Yapımı:
Tavuğu iyice yıkayın (ben derisini ayırmıyorum, sadece ayak kısımlarındaki yağları kesiyorum)
Kabuklarını soyduğunuz soğanı tavuğun içine yerleştirin
Tavuğu düdüklü tencereye alın
Üzerine kereviz yaprakları, doğranmış havuç ve karabiberi ekleyin.
Üzerini tam kapamayacak kadar soğuk su ekleyin. (Düdüklüde su kaybı olmadığı için bu şekilde yapıyorum, normal tencerede pişirecekler biraz daha fazla su koyabilir.)
Düdüklüde 45 dakika pişirin. (Düdüklünüzün tavuk ayarı varsa onu kullanın, tencerem Tefal nutricook, onun böyle bir ayarı var. Düdüklü tencere kullanmayacaksanız 1 saat kadar pişirebilirsiniz.)



Piştikten sonra karşılaşacağınız manzara böyle bir şey. Evi saran şahane kokuyu ise söylemiyorum! Piştiğinden tam emin olamıyorsanız, tavuktan dışarı fırlamış birkaç kemik size emin olmanızı işaret eder.


Malzemeleri süzgeçten geçirin, şahane tavuğunuz ve tavuk suyunuz hazır.



Biraz ılınmasını bekleyip, derisini soyuyorum ve sonrasında tavuğu parçalayıp didikliyorum. Beyaz etlerini biz, torpilli olan siyah etlerini ise Sarp yiyor. Kalan kemikler, deriler ise sokak hayvanlarına gidiyor, hiçbir yeri ziyan olmuyor.

Pişmiş tavuğun dolaba girip çıkmasını, tekrar ısıtılmasını fazla sevmiyorum. Biz bu boyutta bir tavuktan çıkan eti en fazla 2 günde bitiriyoruz. Siyah etin o gün yiyeceği kadarını Sarp'a ayırıp, geri kalanları porsiyonluk olacak şekilde streç filme sarıp buzluğa kaldırıyorum, 1 ay içinde Sarp'a veriyorum. Zaten pişmiş halde saklandığı için yemeden önce buzluktan çıkardıktan sonra çözülmesini beklemeden kaynar suda birkaç dakika beklemesi yeterli oluyor. Oldukça kurtarıcı bir bebek yemeği.



Tavuk suyunun kalan kısmının buzlukta saklanması içinse, derin bir kaba süzdüğüm suyu soğuması için bekletiyorum. Birkaç saate ılıyıp hazır hale geliyor. Eğer 2 gün içinde çorba, pilav vs için kullanacaksam, kullanacağım kadarını cam kavanozda buzdolabına, geri kalan kısmını ise anne sütü saklama poşetlerine yemekte kullanılacak kadar bölüştürerek buzluğa kaldırıyorum. Plastik bardak, buz kalıbı, buz poşetleri vs buzlukta saklamak için çok yöntem var ama bana en mantıklı ve en sağlıklısı anne sütü saklama poşeti geliyor. Sonuçta anne sütü gibi kıymetli bir şeyi minicik bebeklere verilebilecek kadar iyi saklıyorsa, tavuk suyunu haydi haydi iyi saklar diye düşünüyorum. Hem bu poşetlerin üzerinde tarih yazmak için yerler var. Bu şekilde tavuk suyunu buzluğa kaldırdığınız günü not edip, 2-3 ay içinde tüketmeye gayret edebilirsiniz. Anne sütü saklama poşetleri mothercare, ebebek gibi mağazalarda çoklu halde satılıyor.

Size önerim tavuk suyunu buzluğa kaldırma amacıyla yapıyorsanız tüm bu işlemlere gündüz saatlerinde başlamanız. Çünkü işten gel, tavuğu yıka, pişir, ayıkla, suyun soğumasını bekle derken gece 2'de buzluğa tavuk suyu koyarken beni kötü anmanızı istemem :)

Tavuk tekrar hayatıma girdiği için çok mutluyum. Tavuk suyuna çorba yaparken çocukluğuma ait bir koku eve yayılıyor ve beni mutlu ediyor. Umarım sizin de işinize yarar!

20 Nisan 2017

Evde lor peyniri ve peynir altı suyu yapımı

Evde peynir yapmakla ilgili söyleyeceğim ilk şey şu: Gerçekten çok kolay, hiç gözünüz korkmasın.
Hem de bir taşla iki kuş: Doğal peynirin yanında bir de faydası say say bitmeyen, birçok yiyecekte kullanabileceğiniz, tam bir protein bombası olan peynir altı suyu elde etmiş oluyorsunuz.
Benim peynir yapmaya başlamamın sebebi Sarp'a tuzsuz beyaz peynir vermek istememdi. Sevdiğim beyaz peynirleri kahvaltıdan bir süre önce suya koyup bekletiyorum ama evde kendi lor peynirimi yapmanın bu kadar kolay olduğunu bilsem çok daha önceden başlardım. Bu şekilde hem peynirin içinde ne olduğuna emin oluyorsunuz, hem de tamamen tuzsuz, doğal ve lezzetli bir peynir elde ediyorsunuz. Lor uzun süre dayanmayan bir peynir. 2 -3 günde tüketmeniz gerekli yoksa ağırlaşıyor. Ama bir kez yapınca göreceksiniz ki, 2-3 günde bir yapması hiç de zor değil.

Yapımına geçeyim:

Malzemeler:
1 lt günlük süt (Ben Ada organik günlük süt kullanıyorum.)
Yarım çay bardağı limon

Sütü tencereye koyun, orta ateşte kaynamaya bırakın.
Kaynamaya başlayınca içine limon suyunu ilave edin, karıştırın ve kısık ateşte 5-6 dakika daha kaynatın. (Limon suyunu ilave eder etmez sütün içinde peynirin oluşumunu görmeye başlayacaksınız. Kaynadığı 5-6 dakika boyunca süt topaklanarak lor haline gelecek.)
Bu sürenin sonunda tencereyi ocaktan alın ve üzerine sügeç yerleştirdiğiniz derince bir kabın içine peyniri boşaltın.
15-20 dakika kadar suyunun süzülmesine izin verin.
Süzgecin üzerinde lor peyniriniz, altında ise peynir altı suyunuz hazır.
Ben loru hava almayan, kapaklı bir kaba alıp buzdolabına koyuyorum, ertesi sabaha daha toparlanmış bir kıvamda ve lezzetli oluyor.
Peynir altı suyunu çorbalarda, keklerde, yemeklerde su ya da yoğurt yerine kullanabilirsiniz. Hatta direk içebilirsiniz.


Hemen kullanmayacaksınız buzluğa atıp ihtiyaç oldukça kullanmak da bir seçenek. Peynir altı suyunun yeşile yakın sarımsı bir rengi olacak, bozuk olduğunu düşünmeyin, ortaya çıkan renk bu.


İşte bu kadar basit! Afiyet olsun!

14 Nisan 2017

Sarp'la 1 yıl

Bugün Sarp'ın doğum günü. Bir insanın hayatının ilk yılına şahitlik etmek, belgesellerin en şaşırtıcısını izlemek gibiydi. Dünyaya 50 cm geldi, 1 senede 30 cm uzadı. 3.250 gr'ken 12 kilo oldu. Gözümüzün önünde, çok kısa bir sürede. En önemlisi etrafa şaşkın şaşkın bakarken, yavaş yavaş ne istediğini, ne istemediğini net şekilde anlatan, sevgisini gösteren, etrafta yürüp dolaşan evin bir ferdi oldu.
Sonrası ne olur bilmiyorum ama 1 yaşına kadar gayet uyumlu bir bebekti bence. Ne uyku, ne yemek konusunda beni üzdü. Yanlış anlaşılmasın, akşam koyuyorum sabah alıyorum diye bir şey yok, 1 senedir birkaç mucizevi gece hariç kesintisiz gece uykusu uyumadım ama zor ve ayakta geceler geçirdim diyemem. Uyku eğitimi vermedim, gerek var mı yok mu hiçbir zaman tam emin olamadım. Şimdi ben yokken de uyuyabiliyor, emerek uyumayı bıraktı. Zor olur sanıyordum, öyle olmadı. Camdan dışarıyı seyrederek, masal, hikaye ya da o an ne anlatırsak onu dinleyerek uyuyor. Gece hala birkaç kez kalkıyor, genelde birkaç dakika içinde geri uyumuş oluyor. Hala benden uzakta bir gece geçirmedi, bir süre sonra ilk tecrübesini yaşayacak, umarım başarıyla atlatırız. Son 6 aydır uyku saati 20:00. İlk aylarda biraz daha geç, 9:30 gibi uyuyordu. Erken uyumak bize yaptığı en büyük jestti sanırım. (Uyku konusunda kundakla başlamanın inanılmaz faydasını gördüm, uzun uyumaya o şekilde alıştı. Daha sonra da -doktorların önermediği şekilde- yüz üstü yatırınca uzun ve güzel uyudu, hala öyle uyuyor.) Sarp'ın bu uyku düzeni sayesinde akşam yemeklerine gidebildik, arkadaşlarımızla vakit geçirebildik, hayatımızda Sarp olmadan önce yaptıklarımızı yapabildik. Bu da bence psikolojimizi, motivasyonumuzu korumamızdaki en büyük sebepti. Arkadaşlarımız genelde çocuklu değil. Bu benim çok işime yaradı. Kafamı boşaltmamda, daha önce olduğum kişiyi unutmamamda bunun çok etkisi oldu. Çocuk insanın gündemini tamamen değiştiyor. Çocuk sahibi iki kişi bir araya gelince konu dönüp dolaşıp çocuğa geliyor. Elbette bu sohbetler de çok güzel ama dediğim gibi tamamen başka konular konuşabilmek bana hep çok iyi geldi, eve şarj olmuş halde döndüm.

Sarp seyahatlerde camdan dışarıyı seyredip keyfine baktı, beni şaşkınlık içinde bıraktı. Gittiğimiz her yere bizimle geldi, aklımda kalan bir sorun da çıkmadı. Böyle böyle de alıştı galiba. Farklı evleri, farklı ortamları pek yadırgamıyor şimdilik. Sanki anın tadını çıkarmak ister gibi bir hali var. Umarım böyle devam etsin.

Yemekte yeni şeyler denemeyi seviyor, her şeyin tadına bakıyor, elinde evirip çevirerek kendi kendine yemeyi çok seviyor. Yine yanlış anlaşılmasın, öyle derli toplu tertemiz yemek yediği yok (zaten ağırlıklı olarak blw ile besleniyor). Bizimle sofraya oturuyor. Her tarafa döke saça, saçını başını batırarak yiyor ama benim için şu anda en önemlisi eğlenerek ve keyfini çıkararak yemesi. Beni zorla yemek yedirmek zorunda bırakmadığı için ona ne kadar teşekkür etsem az. Bu nedense benim kendimi içinde hiç görmek istemediğim bir tabloydu. Biz yemek yemeyi, sofrayı çok sevdiğimiz için mi böyle oldu bilmiyorum. Bizi her gün iştahla yerken görüp "demek ki böyle yapılıyor" diye mi düşünüyor, yoksa içinden mi öyle geliyor? Baştan beri yediklerini anlatarak veriyorum. Bak havuç, oley bugün balık var filan gibi. Sanırım sokakta tavuk görse tanımaz ama tavuk yerken "gıt gıt gıdak" diyor. Ben bu çocuğa bir an önce canlı bir tavuk göstereyim :)

Ve elbette Nisan ayında doğum yapmak çok güzel bir piyangoydu. Sarp 1,5 aylıkken Çandarlı'ya gittik ve deniz kıyısında sakin birkaç ay geçirdik, Sarp ilk aylarını açık havada geçirdi. Sanırım sakin bir çocuk olmasında (hep diyorlar ki önceden sakin olan sonradan çıldırıyor, hadi bakalım) bunun etkisi var. Ben sakindim, o sakindi. Zaten bu konu başlı başına en önemli şey. Daha parmak kadar çocuk ama her şeyi hissediyor. Defalarca şahit oldum. Koşturmacalı, gergin, stresli ortamlar ve kişiler bebeklere iyi gelmiyor, bebekleri huysuzlaştırıyor. Özellikle ilk aylarda annenin huzurlu olması, gerilmemesi çok önemli. Annenin etrafındaki kişilere çok iş düşüyor. Bu konuda çok şanslı olduğumu kabul ediyorum.

Erkek çocuk zor olur, emekleyince çok fena, yürüyünce çok fena, ilk aylar tabii hep uyur zaten sen sonra gör.. Bunlara değinmek bile istemiyorum, hepsi yalan dolanmış. Her adımda işler kolaylaşıyor, çünkü git gide daha interaktif bir ilişki oluyor, daha iyi anlaşıyorsunuz. Kendi kendine bir şeyler yapabildikçe anne babaya bağımlılığı azalıyor.

İlk yılımız hayatımın en güzel ve en değişik yılıydı. Sarp iyi ki doğmuş, iyi ki bizim oğlumuz olmuş, iyi ki hayatımıza geldi ve artık bizim için her şey ondan önce, ondan sonra. Çok mutlu, sağlıklı, dilediği gibi yaşayacağı bir hayatı olsun. Biz de onun büyümesine, mutlu günlerine şahitlik edebilelim. Sarp sayesinde içimden hiç tanımadığım anaç bir kadın çıktı. Dilerim bu duyguyu yaşamak isteyen herkes yaşayabilsin, tüm çocuklar sağlıklı ve mutlu olsun. İşte böyle şeyler söyleyebilen biri varmış içimde :) Bakalım daha neler göreceğim, bakalım kendimi tanıdığımı sanarken daha ne sürprizler bekliyor beni.

Belki bir gün okur diye: Bu harika yıl için teşekkürler Sarpiko. Bence elinden gelenin en iyisini yaptın ve geriye dönüp bakınca bu yılın bir dakikasını bile değiştirmek istemezdim. Umarım senin bizi mutlu ettiğin kadar biz de seni mutlu edebilmişizdir. Seni, senin televizyon kumandasını sevdiğinden bile çok seviyoruz. 

Sarp'ın 1 yıllık fotoromanı. Nereden nereye gelmiş, bir yılda on milyon ışık yılı yol kat etmiş: